elişi dersi müfredatı, gülmeyin

el isiders: elişi

konu: rafyayla sabundan süs yapma

gülme hakimim ciddiyim. el becerilerimizi geliştirmek, aklımızı oyalamak, dünya üzerinde dikili bir süsümüz olsun diye senelerce “haftalık ders program”ımızda yer alan o güzide dersten dem vuruyorum.(chinaski style: çayın iyi demlenmesi için su kaynamadan çaya az bişi su konur, hem çay yanmaz bölece) 

şimdi bi bakıyorum da ilkokuldan ortaokula kadar neler yaptık bu derslerde diye:

önce illaki bi kompozisyonun her bir yerini farklı renk fon kartonlarıyla kapladık, sonra böle gene bi resmin her bi yerine çiviyle renkli kağıt yapıştırdık (hani böle uhu yu süresin sora kağıdı dayarsın sora çiviyle “çıtçıtçıt” parça pinçik yapıştırırsın), sora ne biliyim işte böle sabuna iğneler batırdık onların etrafından rafya geçirip süs yaptık (içinde sabun olduğu anlaşılmayana kadar sarıyoduk ama güzel gözüküyodu).

sora gene bi kompozisyonu böle yünü hiç kesmeden dolayarak kapladık, ne biliyim küçük halı dokuduk (hatta abarttık tezgahını bile bize yaptırdılar hakimim), kibrit kutularından tren yaptık (valla bu süperdi babam yaratıcı adam sigara filtresini *o zamanlar tombalayla malboro var* çıkarıp baca yapmıştı), aramis sırt kaşıma tahtası yapmıştı mesela, daha bi sürü bişi yaptık durduk hakimim.

bu yapılanlar koridorlara falan asıldı, çok güzel olanları örtmenler aldı (annem çok kızardı benimkini hep örtmen alırdı), neyse elimiz gelişti mi gelişti, işimiz gelişti mi gelişti hiç ne manasız ders demedik allah var yukarda. ama gel zaman git zaman işkillenmeye başladık hakimim.

aynı bakliyat durumu gibi, koca adamlar olduğumuzda kendi aramızda konuşurken bir baktık yapılan sanatsal eserler benzer, hatta vallaha aynı. ben senelerce derse denk gelen örtmenin kendi becerisi, bilgisi, isteği doğrultusunda yapıyoruz bişiler sanıyodum. hiç düşünmedim ki! matemetiğin bi müfredatı var, ee hayat bilgisi malum, coğrafya desen müfredat, fen desen müfredat. meğer elişinin de bir müfredatı varmış(galiba). yani biz tatil yaparken örtmenlerimiz koca yaz bunları öğrenmekle geçirirmiş biz öğrenelim diye. vay be dedim hakimim çekilen çileye, özveriye, harcanan fon kağıdına bak…(hz.3nokta)

öğretmenimcanımbenimcanımbenimsenibenpekçokpekçokseverim

~ tarafından darki Ağustos 18, 2006.

7 Yanıt to “elişi dersi müfredatı, gülmeyin”

  1. örtmen gelmicek bahçeye çıkmak da yok, sessizce oturun sınıfta

  2. sir drky şimdi düşünüyorum da ne süs püs yaptırmışlar bize. hep sanat için sanat bi nevi. ya kardeşim ne oldu toplum için sanat olayı.
    şimdi biz evde toplanıp kendi sanatımızı yapmıyor muyduk! yapıyorduk tabi hem de o iğneli rafyalı sabunlara (hala evde var bir tane) 10 basardı yaptıklarımız. bir o kadar da işlevseldi sonra kullanılırdı öyle okul duvarlarında tozlanıp sonra hademe tarafından çöpe atılmazdı.
    Hatırlayalım:
    – telli arabalar vardı pazar malı. heh onlar alınır bi yığın da pul ile boncuk (tekstil sektöründe kullanılanlardan) ve de bolca toplu iğne. iğneye önce pul sonra boncuk takılır (ki araba hareket ederken pullar fıldır fıldır oynasın – şıkır şıkır) ardından bu iğne arabanın bir köşesinden diğerine kenar boyunca arabaya saplanırdı. işlem tüm sınır tamamlanana kadar devam ederdi. sonra telin boşta kalan ucu ya dirksiyon şeklinde kıvrılırdı (ki bu methodda telin boyu kısalır ve eğilerek rahatsız bir kullanıp ortaya çıkardı) ya da magurus konusunda geçen küçük plastik taburenin kapağı çıkartılır ortası delinir ve tel sabitlenirdi.
    İşte size hem işlevsel hem de süper bi elişi.
    -sonra başka bir araç; şimdiki kaykay lara benzer bişeydi. ama çok daha başarılıydı çünkü ön tarafa hareketli bir aparat (malzeme direk tahta) konur ve içi bilyeli metal tekerlekler (adı var mıydı hatırlayamadım) ona monte edilirdi. yokş aşağı kullanılabildiği gibi bir iki sebo’nun arkadan itmesiyle ivme kazanırdı. Al sana istediğin yöne giden araç.
    -“Tüf Tüf” diycem “boru” diycem detaya girmiycem. ne varyasyonları vardı oooo.

    Yaptırsana çocuğa böyle şeyler hem sanatsal hem işlevsel elişi olayı.

    çarşaftanparaşütyapmıştıkallahtandenememişizbirincikattanaçılmazdıhesapladımenazdördündükattanatlamakgerekiyor

  3. boru candır ya, oof ya yapsak da oynasak ya. su tesisatçısına mı giderdik boru kestirmeye, elektrikçiye mi hatırlamıyorum ama bi nevi ediniyoduk. boruyu uygun uzunlukta kestirip, eve gelince ağız kısmını törpülüyoduk bıçakla. kibrit kutusundan tutamaç bi de hedefleyici üstüne, sar onu selobantla hatta elektrik bandıyla sar siyah siyah afilli olsun.
    hatta iki boruyu üst üst ya da yan yana koy, altına üstüne de kısa borular. oraya da yedek cephaneleri koy. offf ya, kağıtlar dikdörtgen kesilmiş bele kıstırılmış. sora makarna tüf tüflemeye başlamıştık ama olsun. yazsan post olur be.
    darky balkonda sotede, çat enseye🙂 aman be hadi kalk kaynaşalım kız çakkıdı çakkıdı oynaşalım kız🙂

  4. en uygun uzunluk68cm idi. ondan kısası menzili düşürürdü. menzil uzun olsun diye daha uzun borular da denemiştik ama boruların depolanma sıasında dairsel olarak sarılması bu malzemenin de eğri olmasına sebep oluyordu. 68 üstü uzunluklarda bu eğrilik düzeltilemiyor ve sonuç olarak yoldan geçen arabanın soförüne atılan kağıt ok arka lastikte kalıyordu.
    bi de bu kağıt okların ucuna iğne takanlar vardı. hiç yapmadık yapanı da sevmezdik hoş ve legal bi hareket değildi. ama kağıt okların(külahların) tam uç kısmına ince bir sıra sigara kağıdı veya selobant yapıştırılarak ağırlık merkezini uç noktaya alır ve menzili uzatırdık. acil durumlarda tükürük de aynı işi görürdü tabi.
    şimdi aklıma geldi çoook sonaları bu tükenmez kalem ve bu dandik plastik kurşun kalemlerin (kısaca 0.5 diye tabir edilenler) gövdeleri mini tüf tüf olarak kullanılmaya başlanmıştı. hiç hazetmezdim çünkü silah küçük olduğu için kulah mermi olarak kullanılamıyor ve ağızda çiğnenen kağıt direk bol tükürükle düşmana tüfleniyordu. biz onun yerine eski usul lastik kullanmayı yeğlerdik. lastik kullanım detaylarını daha sonra anlatırım ama mantık sapan mantığı.

    tüüf!saklanınlanadamindiarabadan!kaçınolmgördübizikulağınıtutuyotamisabeeet!

  5. Küçükken parayı çabuk bulma hevesiyle bahçenin her tarafını kazmıştım. Kazma ve bunun sonucunda bulmu ihtimallerim şunlardı:
    1-Petrol (asıl kazma sebebim)
    2-Bor Madeni (Türkiyede bolca var deniyordu en azından bizim bahçede yok)
    3-Külçe külçe altın (Bu aklıma Köyden İndim Şehire adlı filmden kalmıştı oda çıkmadı)
    Ensonunda bıraktım o işleri şimdi ne yapmam lazım diye kafamı çatlatırken Altın bir fikir geldi aklıma kendi hazinemi kendim yapacam gömdüm tüm harçlığı toprağa. Ama unuttuğum bir şey varmış oda yanlış memlekette bunu yapmış olmam. Sürekli düşen enflasyon sebebi ile toprak altındaki paranın bir değeri kalmadı? Bu geçen zaman zarfında oraya sıçsaydım şimdiye kadar petrol olmuştu.
    Siz Siz olun evde denemeyin…

  6. bokum daha guseldir be

  7. pek bi sıçırtgansınız sayın yeliz.

    evet biliyoruz o bizim güzelliğimiz. naş

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: