uzun otobüs yolculukları ve yanlış kenarlar

iş bu yazı, sir darki’nin “kız kenarı” isimli postundan çağrışımla kelimelere dökülmüştür ya da birazdan dökülecektir.

kadifhe ahalisi olarak hemen hemen hepimiz uzun yolculukları severiz. en azından ben severim. minimum 6 saatlik olan yolculukları da rahatlıkla bu “uzun yolculuklar” kategorisine sokabiliriz sanırım.

2005′ in sıcak ağustos günlerinden birinde yine böyle bir yolculuğa hazırlanıyorum. hazırlık dediğin zaten, bi sırt çantası, bolca cd, yeterli miktarda pil, yeterli miktardan daha fazla kitap (okunmasa bile çantanın bi’ köşesinde olduğunu bilmek gerek), sigara, çakmak, vs.vs.

yolculuğa çıkmanın keyfiyle o sıcak yaz gününde esenler otogarı bile gözüme güzel gözüküyor, o derece yani. tek korkum, tek başıma yolculuk yapacak olmamdan dolayı, yanıma kimin oturacağı, bi’ de standart, ya yolculuk sırasında çişim gelirse. sirler işemez diye bi’şey yok. biz ken‘miyiz.

çantada eksik var mı, otobüs biletimi almış mıyım diye diye çantayı pek çok defa tekrar tekrar karıştırıp durduktan sonra iş, olmazsa olmaz dergileri almaya geldi. etraftaki büfelerin birinden alınacak dergiler alındı. son sigaralar içildi ve otobüse binildi.
yanıma kim oturucak diye heyecanla ve biraz da korkuyla bekliyorum. sonra kendi kendimi telkine başlıyorum. “aman canım, n’olucak. takarım kulaklıkları, açarım kitabımı, gazetemi, dergimi, arada cama dayar kafamı yolu izlerim falan. evet evet, süper”, diye düşünüyorum ama bu düşünceler korkulanın olmamasını engellemiyor tabi. murphy kanunu işte.
en ön sırada cam kenarına oturmuş içeri girenleri bir bir gözlüyorum. elim çantamın içinde sıkı sıkı tuttuğum kulaklıklarımda. bir öküzün yanımdaki koltuğa atağını görür görmez takıcam hemen kulaklarıma. tam o sırada göbeği kendinden önce giden ve muhtemelen o göbekten dolayı işerken pipisini bile göremeyen amcam beliriyor önümde. elindeki bilete bakıyor, koltuğun kenarındaki numaralara bakıyor, bana bakıyor, ben bi hamleyle elimde kulaklıkla birlikte hızla çekip çıkarıyorum çantanın içinden elimi. geç kalıyorum.

– merabayın genç.
– eee. meraba!

amca oturuyor yanıma. kuruluyor iyice.

– yolculuk nereye?

nereye olabilir ki diyorum içimden kendi kendime. otobüs çanakkale’ye gitmiyor mu? istersek çanakkale’ye giden bir otobüse binip mardin’e falan gidebiliyor muyuz yoksa. ne manasız bir soru bu diye düşünürken ve tabii bu düşüncelerimi amcaya söylemeden,  “çanakkale”, diyorum.

susuyor bir süre. sonra tekrar standart muhabbetler, iş ne, nerelisin, vs.vs. baygınlık geçirmek üzereyken amcanın bir anlık dalgınlığından yararlanıp  geçiriyorum kulaklıkları kafama. gözlerimi de kapatıyorum ki uyuyorum sansın da sussun.  tabii bütün yolculuk planlarım boşa gittiği içinde küfür edip duruyorum içimden, aklım çantada kuzu kuzu yatan kitaplarda, dergilerde. mp3 player kullanmadığıma bile küfür ediyorum discman içindeki cd’yi değiştiremediğimden dolayı.

küfür ede ede uyuyakalmışım. gelibolu’da iskelede feribot beklerken uyanıyorum. feribot’un gelmesine 1 saat var. saat sabahın ya 4’ü ya 5’i. öyle bi’şey işte. direk sigara diye fırlıyorum ki yanımdaki amcayla karşılaşıyorum tabii koridor tarafında oturduğundan.

elinde ki bozuk paraları uzatıyor bana. gözlerim bile açılmamış ki bi’ dur be adam.
– şurdan bana bi’ simit alsana.

“şaka mısın lan sen!”, dercesine yüzüne bakıyorum herifin, ama oralı değil. devam ediyor.

– bacaklarım çok ağrıyor, hem sen de açılırsın.

uyku sersemliğimden midir nedendir bilinmez alıp parayı iniyorum aşağı. o saatte simitçi ne gezer. hem ben niye aldım lan bu herifin parasını, manyak mıyım diye kendime söylenirken bi’ sigara yakıyorum. yolculuğun o zamana kadar ki en güzel tarafı burası zaten. bi’ de bittiği an tabii. bi taraftan sigarayı içerken bi taraftan da otobüsün ön kapısından içeri uzanıp parayı uzatıyorum.

– simitçi yok hiç. bu saatte olmaz zaten.
– börek alsaydın.

yok yok bu herif şaka olmalı kesin. bi’ şey demeden dönüyorum arkamı. devamı herkesin de tahmin edebileceği gibi yol boyunca istemsiz uyumalarla geçiyor.

finalde muavinin mikrofonu eline alıp “cümleten geçmiş olsun” diye başlayan kısa konuşmasıyla otobüsten iniyoruz. tam “ohh be”, diyecekken amcanın sesi yine;

– amma uyudun bee!
– yorgunum, ondandır.
– canım sıkıldı valla.
– iyi günler,

diyerek uzaklaşmaya başlıyorum ki yine o ses,

– görüşürük!
– görüşürük amca, görüşürük..

~ tarafından tgokdeniz Eylül 26, 2006.

6 Yanıt to “uzun otobüs yolculukları ve yanlış kenarlar”

  1. thom sabah oluyo bi sıcak poğça kap şurdan be sir. du bozukluk veriyim 🙂

    otobüs yolculuklarında uyku, müzik falan yalan üstü yalan. direk huzursuz, rahatsız ya da arızalı taklidi yapıcan. rol kabiliyeti zayıfsa direk sağır ya da dilsiz moduna geçiceksin.

  2. kıssadan hisse bu posttan ne öğreniyoruz; esir kenarı, yazık yanı, sebastian arkası, çilekeş önü, mülayim ortası gibi yer tercihleri de varmış.

  3. Bastan ‘ben uyuzum,huysuzum,kil bir insanim,bana bulasma’ deseydin bu kadar sorun cikmazdi sanirim.Bastan kontrat gerekiyor.
    Hem sen yaninda ayaklari kokan bir misirliyla 8.5 saat ayni ucak icinde bulundun mu?
    Bulunmadin.
    Sansli insanmissin:)

  4. bir bodrum-ist yolculuğunda turist kılığına girdiğimi hatırlıyorum.

    sevgili tatil yapmış aplamız,
    -hayırlı yolculuklar öğrenci misin canım?
    diye giriştiğinde…:)
    -sorry, I can’t speak bız bızz..
    -ok ok no problem

    didi. susstuu. ama,
    -what is your name dediğinde aklıma isim gelmediğini hatırlıyorum:) bişi buldudum ama nedi acep…

    öğrencilik yıllarımda yaptığım sık yolculukları düşündüğümde işe yarayan pek bişi bulabildiğimi sanmıyorum. En korktuklarım kızının, oğlunun, gelinin, torununun yanından bin dertli, anılı dönenler. İmdaaaaat!

  5. aa benim hic böyle seyler gelmedi basima 😦 ki cok tek basina yolculuk etmisligime ragmen ühühüh 😦

  6. ok tutamayıp bende iz bırakan 2 tane yol hikayesi anlatcam vaktiylen şehirlerarası konserlerden birine gittiğimde yanımda böyle 60 yaşlarında köylü bi dede oturmuştu yaklaşık 1 saat sonra adam kıvranmaya başladı yol tutmuştu zorlan torbaa torbaa diye bağırdı etraftakilerin yardımıyla adam sesini duyurdu ama hayatımda öyle çıkaran bi insan görmedim sahiden hayvansı bişeydi neyse adamın işi bitti torbayı muavin aldı ortalık kötü kokulu falan 5 dakka sonra adam muaivini çağırdı bişey dedi muavin torbayı geri getirdi çünkü adam o kadar tazikli çıkarmıiki takma altın dişleride o torbaya gitmişti ömrümde böyle bişey görmedim bu gerçek bi hikayedir ciddiyim..
    2. hikayem sabhın körü ankaraya yine bi konser için gidiyoum bas gitarımı hemen oturduğum yerin bavulluk kısmına koyuyodum çok yaşlı bi teyze geçerken yanımdan şöyle dedi
    -oğlum gitarmı o?
    -evet teyze!?
    -dikkat et akordu bozulmasın orda
    -nassıl yanee? :/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: